Kirpiler artık yaşamak istemiyorlar.
Son günlerde
yollara çıkıp çıkıp ölüyorlar.
İnsanlar bazen
anlamak istedikleri gibi görüyorlar.
Bugün otuz oldum.
Şehirde alelade bir telaş.
Sanırsın milletler birleşmiş,
ziyaretime geliyorlar.
"30. yılınız kutlu olsun."
Sizin için döktük bu asfaltları.
Pek de kutlu değil açıkçası;
insanın yalandan sırtının…
Tereddüdü sabır,
Bîtaraflığı mizan,
Vehmi hakikat bilme.
Her sözü daim,
Her dostu kaim,
Her şeri âlim eyleme.
Usu şüphe,
Murakabeyi emn,
Herkesi nefsinle bir bilme.
İğneyi başkasına,
Çuvaldızı baldızına,
Haklıyı gambazına batırıp,
Kendin pir belleme.
Bana bir hırka verdiler.
Hak ettin, dediler.
Rüzgâr oldu üşüttü,
yağmur oldu ıslattı.
Bana bir hırka verdiler.
Yine de ısıtır, dediler.
Gün oldu ısıttı,
yün oldu kaşıttı.
Bana bir hırka verdiler.
"Hırkayı böyle giy," dediler.
Hayır,
öyle olmaz.
"Hırka böyle giyilir," dediler.
Bazen,
durup dururken,…
Sınır için duvar gerekmez.
Yazık ki anlamak için çaban görülmez.
Tekrar eden bir sanrısın, sanırsın
tüm bunlara siktir çekilmez.
Zaman geçer, foyan düşer.
Yanar kötü kuru bataklığın.
Duymadığın saygının
çıkar, evet, çıkar elbet.
Mazlumun aldın ahını aheste.
Örtülü bir anlatım;
ne tam, ne de çeyrek…
Ötelenmişlerin ötelenmesi,
Aman padişahım ne böbürlenmesi?
Dere uzaktı yırttın paçayı…
Ne aynı nehri ne yıkanması, lazım gördün daimî irtifayı.
Yeminli vicdan müşaviri köprüyü görene kadarmış,
Akrabalık bağları uykudan uyanmış.
Üstlenmediğin için bin yaşasın:
Fatih’in Roma’ya gittiği yaştasın.
Anti kahramanın sınıfsal sempatisi;
Sonuç yine de ötekilerin…
Ye kürküm.
Kürküm son derece hassastır.
Bağırmayınız.
Öyle sokakta gördüğünüz
modern postlardan sanmayınız.
Duyar kürküm.
Son derece duyarlıdır kürküm.
İnsan bakar, insan besler.
Cins falan ayırt etmez.
Hakkaniyetlidir kürküm.
Kürküm hep doğruyu söyler.
Söyle kürküm.
Modası geçmez,
eskimez kürküm.
Yıllar geçtikçe
daha bir parlar.
Işıldar…
Gökyüzü aynı gökyüzü,
insanlar ayrı.
Günler aynı günler,
yaşananlar
olup biter.
Bazen
bekleyiştir
bir yaprağın solması.
Neşe,
keder…
Zamansız
solan bir yaprağın
süzülüşü.
Bir kuş ötüşü.
Gökyüzü
aynı gökyüzü.
Bulut
aynı bulut değil.
KÜTAHYA
Arıyorlar,
Gel! Vakit az, diyorlar.
Oysaki bilmiyorlar.
Som altından köşkümde oturuyorum.
Vakit bir türlü geçmek bilmiyor.
Zihnimin saraylarında
bir sürü boş oda.
Sahipleri dönmüyor.
Duvarda bir pastoral resim.
Resimde bir kayık.
Kayıkta bir adam.
O adam benim.
Bir keman dinletisi,
bir kalp çarpıntısı.
Ey gökteki kuş,
neden karasın?
Kederden mi?
Neden kargasın?
Niyetten mi?
Pek de kurnaz sayılmazsın…
Ne de olsa
senin yerine uçan birini
bulamamışsın.
Mesela bu bankta oturmak.
Yalnızca oturmak.
Varlığımı mı sorgulatmalı bana,
yoksa bulmalı mıyım doğru ilhamı?
Dinlemeyi mi beceremem,
işittiğimi mi anlamlandıramam?
Belki de sadece görürüm.
Not alamasam da…
Ben bir kuleyimdir mesela.
Bir gözetleme kulesi.
Bir kuş uçuşu,
sonbahar…
Rüzgâr sert!
Bir koca karga sürüsü,
sevdim bu renkleri.
Mitik bir kıyamet sonrası,
ya da öncesi gibi…
Uzaktan davul sesi geliyor.
Karga…
Gak!
Bu aslında
yabansı toplumlaşma.
Bu aslında
yabansı.
Bu saçma.
Oysaki,
ne kadar mutlular.
Ne kadar yabanıl.
Rüzgârın uğultusu,
Otlara dalgalanıyor.
Uzaklardan bir davul sesi,
Güm!
Bir tren geçiyor bilmediğim,
Bir tren gönlümden.
Sonunda bu bitkin zamanda…
Gördüm!
Bir tren hiç binmediğim.
Sarısı yeşil yumurta.
Kim bilir kaçtan beri kaynamakta.
Gün ağarmadan kalktım.
Peki yumurta?
O kaçtan beri ayakta?
Dışı beyaz,
içi kara yumurta.
Erken kalkarsan böyle olur.
Vaktinde kalk,
gel içtimaya.
Bir çığlık eğrilir duvar diplerinde,
gölgesini satmış çocuklar
kendi taşlarıyla kovalanır.
Terazi:
bir yanda ağır gülüşler,
öbür yanda görünmez adlar;
dengesi çoktan kiraya verilmiş.
Eller,
dokunur gibi yapar
ama geri kaçar;
çürük aynalarda parlayan
çifte yüzler.
Yılanlar,
kendi kuyruğunu ısırır gibi
masumiyet taklidi yapar;
zehri…
Koca bir boşluktur
kalkar kalkmaz yıkadığı sabahlar.
Kaldırıp kafasını baktığında
göremediği yansımasıdır,
hayatındaki en büyük anlamın yanılsaması.
Sayılı gününü bir şekilde,
sayısız gününü acı içinde geçirip
uçma hissi için
bulduğu ilk boşluktan atlayıverir.
Sarılıverir şaha,
yenilir meranına.
Ne demiş çakılmakta olan çiçek:
“Ey yurdum!
Doğurursun…
BİR BİRİM AHMET
Erdem Taşkıran
std.cave@outlook.com
FADE-IN
İÇ.GÜN.AHMET’İN MUTFAĞI
LOŞ VE DAĞINIK MUTFAK.
Ekrana henüz bir görüntü gelmeden suyun kaynama sesi duyulur. Kirli, elektrikli ocak üstünde küçük bir tencerenin içinde tek bir yumurtanın haşlandığı görülür. Yumurtanın çatlaklarından akan yumurta akı suyun içinde haşlanmıştır. Analog bir…
Mağara benim,
istediğimde dönerim.
Alegoriniz sizin olsun,
gölgenizde boğulun.
Ateştendir ziftiniz,
okyanusla geliyorum.
Kaçın.
Neptün’ü boğmaya geliyorum,
Nietzsche’yi ağlatmaya,
tapınağınızı yıkmaya.
Kaçın.
Hermes’ten kanatlarımı alıyorum;
Hipokrat’ınızın riyasından,
rüyanızın tam ortasından.
Kaçın.
Sizi size göstermeye geliyorum.
Döküldüğünüz kalıpları alaşağı,
bakır güğümlerinizi bronz etmeye.
Kaçın.
Nikel kahramanlarınızı…
Biraz dursun istiyorum her şey.
Böyle biraz duralım,
birkaç yüzyıl kadar.
Ne uyanık olalım istiyorum
ne uykulu.
Tam bir sarhoşluk hâli,
anlayacağın.
Gözlerin gözlerimde dursun istiyorum.
Bırakalım sözleri;
sözler hep oldular.
Tutulsun istiyorum
tüm zamanlar.
Ne ay tutulması,
ne güneş…
Nutkumuz tutulsun istiyorum.
Senden beni…